zekice etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zekice etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2014

South Park The Stick Of Truth


Televizyon tarihinin en absürd dizilerinden biri olan South Park'ın o özlenen beklenen oyunu sonunda çıktı. Bundan önce bir kaç denemeleri vardı ancak dizinin kalitesinin uzağından bile geçemiyorlardı. Ubisoft'un bu işe al atması ve ekibin de tam desteğiyle ortaya kaliteli bir yapım çıktı. Tabii bu olay da en çok South Park fanlarını sevindirdi.


South Park'ı özünde herkes bilir. İzlemese bile mutlaka bir şekilde denk gelmiştir. 4 ana karakterin (Eric Cartman, Stan Marsh, Kyle Broflovski, Kenny McCormick) etrafında, South Park isimli Birleşik Devletlerin kuzey kısmındaki bir kasaba da geçen ve 17 sezonu tamamlamış absürd komedi türünde bir çizgi dizi. Biz de bu diziye kasabaya yeni taşınan çocuk olarak katılıyoruz oyunda.


Oynanışa baktığımızda direk olarak rpg türünde bir oyun olduğunu anlıyoruz. Ana bir senaryo etrafında devam eden ve bolca yan göreve sahip bir oyun. Yan görevlerin tamamıyla birlikte fazlasıyla uzun bir oyun olduğunu söylemek lazım. Hakkını vererek oynandığında uzun bir süre idare edecektir.

Oyun aslında dizinin bir bölümü gibi. Dungeons & Dragons oynayan ekip önce arkadaş çevrelerini bu oyuna katıyor ardından kasabada gelişen absürd olaylarla birlikte oyun çok farklı bir yere geliyor. Oyunu oynayan ekibimiz 2 takıma ayrılıyor. Eric ve Kenny men olurken Kyle ve Stan elf oluyor. The Wizard King lakaplı manipülasyon ustamız Cartman Butters vasıtasıyla bizi yanına çekmeyi başarıyor ve onun için savaşmaya başlıyoruz.





Öncelikle Eric'in bize sunduğu 4 hero seçeneğinden biri oluyoruz. Hemen hemen herkesin bildiği 2 tür Mage ve Fighter'ın yanısıra South Park'a özel 2 karakter yani Thief ve Jew seçeneği önümüze geliyor. Bunlardan birini Cartman'ın yorumları eşliğinde seçiyoruz ve Cartman'ın eğiticiliğinde savaşmayı öğreniyoruz. Bu öğretinin hemen ardından bir elf saldırısyla başbaşa kalıp öğrendiklerimizi deneme fırsatı yakalıyoruz. Saldırıyı püskürtsek de The Stick Of Truth'u kaybedip oyuna gerçek anlamda başlıyoruz. Ana ve ara görevlerle yanımızda bir arkadaşımızla (bu arkadaş seçeneği ilk olarak Butters oluyor ve sonradan seçenekler artıyor) ilerleyip kullanabileceğimiz itemler kazanıyoruz.





Kullanabildiğimiz itemler oldukça çeşitli. Kılıç, bıçak, sopa, top, ok, disk, ışın silahı gibi birçok seçenek mevcut ayrıca bazı sevimsiz (:D), elinizde taşımaktan pek keyif almayacağınız itemler de var :D Oyunun en güzel yanı tabii ki 17 sezon boyunca izlediğimiz South Park kasabasında dilediğimiz gibi gezebiliyor oluşumuz. Neredeyse her binaya her odaya girebiliyor, ganimet toplayabiliyor, çeşitli maceralara atılabiliyoruz. Bir diğer güzel yanı ise 17 sezon boyunca gördüğümüz her karakteri oyunda görme şansına erişiyoruz. Tweek, Timmy, Uzaylılar, Al Gore, Menbearpig, Chef, Jesus, Mr.Slave, Mr.Hankey vs. Bir çoğuyla da birebir muhabbetimiz, ekşınımız oluyor.


Oyunda bir kaç kez bize taraf değiştirme imkanı da sunuluyor yani sürekli Cartman'ın yanında kalmak zorunda değilsiniz Kyle ve Stan'in tarafına da geçebiliyorsunuz. Şahsen Kyle'la Stan dürüst çocuklar olup fikir değiştirmeye çalışırken söyledikleri doğru olsa da geçmedim onların yanına ben :D Hem Cartman'ı severim hem de takım değiştirmek bize yakışmaz.


South Park'ı izlemeden oyunu oynamanızı tavsiye etmem çünkü temel konuyu bilmeyenin pek zevk alacağı bir oyun değil. South Park'ı izleyenler içinse izlediğiniz kadar zevk alırsınız. Tamamını izlemiş olan biraz da hafızası iyiyse bol bol kahkaha atacaktır karakterleri görüp olayları hatırladıkça. Yani özünde tam olarak fanlara uygun bir oyun olmuş. Oldukça komik, eğlenceli ve bir o kadar da absürd bir oyun.

Dizinin bir bölümü gibi demiştim. Ana senaryonun bitişini de diziyi bitirir gibi yapmışlar. Oyun bittiğinde klasik bir South Park jeneriğiyle karşılaşıyorsunuz. Ancak jenerikten sonra da oyuna devam edebilme imkanınız var tabii ki. Şunu mutlaka söylemeliyim, jenerik girmeden önce, yani son sahne muhteşem olmuş. Kahkaha garantisi veriyorum kendi adıma :D

Oyun Steam'de 60$'lık fiyat etiketiyle satılıyor. 20-30$ olsaydı kesinlikle parasını hak ediyor derdim ancak ne olursa olsun 1 oyun için 60$ özellikle de şu anki kurla oldukça fazla.

Aslında indie kategorisine sokamayacağımız bir oyun SPTSOT ancak özellikle oynamak istediğim ve oldukça zevk aldığım bir oyun olduğu için yer vermek istedim.

Oyun hakkında bir fikir edinmek isteyenleri 13 dakikalık oynanış videosuyla başbaşa bırakıyorum.



24 Mart 2014

The Stanley Parable

Zekice hazırlanmış oyunlar ayrı bir seviyorum şahsen. Çünkü bana kalırsa bir oyunu oynatan asıl şey ne grafikleri ne de oynanabilirliğidir, oyunu oynatan üzerine kurulu olduğu proje ve senaryodur. The Stanley Parable'da bunu en iyi yansıtan oyunlardan biri. Aslında ilk çıktığında Half Life 2'nin bir modu olarak çıksa da aldığı olumlu tepkilerden sonra geliştirilip tek başına bir oyun haline getirildi.



Oyunun konusuna gelirsek, dış ses tarafından yönlendirilen bir adamı yönetiyoruz. Dış sesin bir senaryosu var ve bizi ona göre yönlendirip oyunu bitirtmeye çalışıyor ancak oyunun bize sağladığı serbestlik sayesinide onun söylediklerinden farklı tercihler yapma şansımız oluyor ve oyunda aslında bu tercihleri yapınca kendisini göstermeye başlıyor.



Oyuna başlarken ilk sinematikte yönettiğimiz karakterin durumu anlatılıyor. Bir şirkette çalışan ve görevi monitörde belirli aralıklarla gelen komutlara göre tuşlara basmak olan Stanley isimli birini yönlendiriyoruz. Stanley bilgisayarının başındayken uzunca bir süre komut gelmiyor, o da durumu merak edip odasından çıkıyor ve ofiste kimsenin olmadığını görüyor. Oyun da burada başlıyor. Anlatıcı ciddi bir ses tonuyla bizi yönlendirmeye başlıyor. İstediği komutları yapmadığımız zamanlarda alaycı bir ses tonuyla veya sinirli bir ses tonuyla konuşmaya başlıyor. Bazen sizle dalga geçiyor bazen laf sokuyor ki bu lafların bazıları hakikaten ağır laflar oluyor. Aslında baktığımızda Tolga Çevik'in "Arkadaşım Hoşgeldin" şovuna benziyor bir yönüyle.



Oyun fazlasıyla zekice hazırlanmış ve bazı zamanlarda oldukça da sinir bozucu özellikle de anlatıcının size gıcık olup sizi zorladığı durumlarda. İstediği şeyi yapmadığınız için oyunu yeniden başlatabilir, sizi bir çıkmaza sokup dakikalarca aynı görüntü etrafında döndürebilir, bir önceki oyunda gördüğünüz şifreyi o söylemeden hemen girerseniz belli bir süre iğrenç bir müziği dinlemeye maruz bırakabilir. Tabii o bunları yaparken sizinde bazı intikam alma şekilleriniz oluyor ancak en kolayı ve en eğlencelisi onun istediğini yapmayıp sinirlendirmek. Ancak genel olarak bu savaştan mağlup çıktığınızı söylemeliyim.



The Stanley Parable pek anlatılabilecek tarzdan bir oyun değil çoğu bağımsız yapımcılı oyun gibi. Oynamadan kesinlikle keyif alabileceğiniz bir tür değil. Ne kadar anlatılırsa anlatılsın bir yerde tıkanacak hatta böyle oyun mu olur diye rahatlıkla dedirtebilecek bir oyun. Yalnız oyun metnini anlamak için iyi bir İngilizce şart. Oyun elbet oynanabilir ancak düşük seviyede bir İngilizce'yle alınacak keyif oldukça az olacaktır.



Oyun 14.99$'lık fiyat etiketiyle satılıyor Steam'de. Şahsen ben demosunu indirip denemenizi öneririm. Demoya göre oyunu alıp almamaya karar verirsiniz. 

Her şeyden önce trailer'ı izlemenizi öneririm, bir çok kişi için oyunu almaya ikna edebilir bence.